Evli kadınlara nasıl hitap edilir ?

Zeynep

Global Mod
Global Mod
Dolayısıyla “doğru hitap” konusunda tek bir kadın deneyimini bütün kadınlara uygulamak yerine, bağlama ve kişinin tercihine dikkat etmek daha anlamlıdır.

Sınıf ve hitap biçimleri arasındaki görünmeyen ilişki

Hitap biçimleri sınıfsal ilişkilerden de bağımsız değil.

“Hanımefendi”, “hanım”, “abla”, “teyze”, “bacım” veya doğrudan isim kullanımı; yaşa, mekâna ve sosyal ilişkiye göre farklı anlamlar taşıyabiliyor.

Bir restoranda müşteriye “Hanımefendi” denmesiyle bir apartman görevlisine “abla” denmesi arasında yalnızca kelime farkı yoktur. İletişimdeki güç ilişkileri de devreye girebilir.

Özellikle hizmet sektöründe çalışan kadınlar, yaşlarından bağımsız biçimde “abla” veya “teyze” şeklinde çağrılabiliyor. Bazıları bunu sıcak ve samimi bulabilir; bazıları ise mesleki kimliğinin geri plana itilmesinden rahatsız olabilir.

Burada yine kişinin niyetinden çok iletişimin karşı tarafta nasıl karşılandığı önem kazanıyor.

Birinin “abla” demesi mutlaka sınıfsal küçümseme amacı taşımaz. Ancak toplumsal ilişkilerde aynı kelimenin farklı insanlara farklı biçimde yöneltilmesi, güç ve statü farklarını görünür hâle getirebilir.

Erkeklerin bu konuda yaklaşımı nasıl olabilir?

Burada erkekleri tek bir davranış kalıbına sokmak da doğru olmaz. Her erkek aynı toplumsal normu benimsemiyor ve aynı deneyime sahip değil.

Fakat erkekler açısından çözüm odaklı bir yaklaşımın oldukça basit bir başlangıç noktası var: Varsaymak yerine sormak ve gözlemlemek.

Bir kadının medeni durumunu bilmediğiniz hâlde “eşiniz” diye varsayımda bulunmamak, hitap biçimini medeni duruma bağlamamak ve kişinin tercih ettiği unvanı kullanmak küçük ama etkili davranışlar olabilir.

Örneğin iş ortamında “Ayşe Hanım” demek çoğu durumda yeterliyken “Ayşe Hanım evli mi?” sorusunun hiçbir işle ilgisi olmayabilir.

Benzer şekilde, bir erkeğe “Mehmet Bey” diye hitap edilirken kadın çalışan için “Mehmet Bey'in eşi” denmesi gibi bir asimetri oluşuyorsa, bunun farkına varmak iletişimi daha eşitlikçi hâle getirebilir.

Çözüm her zaman büyük teorilerden geçmiyor. Bazen yalnızca kişiyi ilişkisinden bağımsız bir birey olarak görmek yeterli bir başlangıç.

Kişisel deneyim ile araştırma arasındaki fark

Bu yazıda kişisel deneyim olarak aktarabileceğim şey, belirli bir kadının veya erkeğin yaşadığını iddia ettiğim bireysel bir olay değil; günlük dilde gözlenebilen hitap farklılıkları üzerine yapılan değerlendirmedir. Gerçek bir kişisel anekdotu yaşanmış gibi sunmak E-E-A-T açısından doğru olmaz.

Bu nedenle araştırma temelli bilgiler ile kişisel gözlemleri birbirinden ayırmak önemli.

Örneğin TDK kaynakları Türkçedeki “hanım” ve “bayan” kullanımına ilişkin dilsel tartışmayı anlamamıza yardımcı olurken, UN Women kaynakları toplumsal cinsiyetin sınıf, etnik köken ve diğer sosyal faktörlerle kesişebildiğini gösteriyor. Türk Dil Kurumu+1

Bu kaynaklar “her kadın şu hitabı tercih eder” sonucunu vermiyor. Zaten böyle bir sonuç çıkarmak da araştırmaların ortaya koyduğu çeşitliliğe aykırı olur.

Asıl mesele kelimeden çok ilişki biçimi olabilir mi?

Bence tartışmanın en ilginç noktası burası.

“Hanım mı, bayan mı, hanımefendi mi?” sorusunu yalnızca doğru kelimeyi bulma problemi olarak ele alırsak konunun önemli bir kısmını kaçırabiliriz.

Çünkü bir kelimeyi değiştirmek tek başına toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmaz.

Kadına “hanımefendi” deyip onu toplantıda sürekli sözünü kesmek, karar alma süreçlerinden dışlamak veya yalnızca medeni durumuyla tanımlamak mümkün. Aynı şekilde “kadın” kelimesini kullanmak da otomatik olarak eşitlikçi bir davranış anlamına gelmez.

Dil önemlidir fakat dil, davranışlardan ve kurumlardan ayrı değildir.

Kadınların ücretsiz bakım emeğinin daha fazla yükünü üstlenmesi, iş yaşamındaki eşitsizlikler veya ayrımcılık gibi çok daha geniş toplumsal sorunlar, tek bir hitap kelimesinden çok daha büyük yapılara dayanır. UN Women verileri de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ekonomik ve sosyal sonuçlarının farklı kadın gruplarını farklı biçimlerde etkileyebildiğine dikkat çekiyor. UN Women Data Hub

Bu nedenle hitap biçimi, daha geniş bir eşitlik tartışmasının küçük ama görünür bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Peki pratikte nasıl hitap etmeli?

Gündelik hayatta birkaç basit ilke işe yarayabilir:

• Kişinin adını biliyorsanız “Ayşe Hanım” gibi bir kullanım genellikle doğal ve saygılıdır.

• Resmî bir ortamda “Hanımefendi” kullanılabilir.

• Kadının medeni durumunu bilmiyorsanız bunu öğrenmek zorunda değilsiniz.

• Hitap biçimi için “Evli misiniz?” sorusunu sormak çoğu durumda gereksizdir.

• Kişinin kendi tercih ettiği unvan varsa ona uymak en doğrudan çözümdür.

• “Bayan” kelimesinin uygun olup olmadığı konusunda bağlamı ve karşı tarafın tercihlerini dikkate almak daha sağlıklıdır.

• Kadını yalnızca “birinin eşi” olarak tanımlamak yerine kendi adı ve kimliğiyle anmak, özellikle profesyonel ortamlarda daha kapsayıcıdır.

Forum tartışması için birkaç soru

Sizce bir kadına hitap ederken medeni durumun bilinmesi gerçekten gerekli mi?

“Hanım”, “hanımefendi” ve “bayan” kelimeleri sizde aynı çağrışımı mı yapıyor?

Bir kadının “eşinin adıyla” veya “X'in eşi” şeklinde tanımlanmasını hangi durumlarda doğal, hangi durumlarda rahatsız edici buluyorsunuz?

Sizce “abla”, “teyze” veya “bacım” gibi ifadeler samimiyet mi yaratıyor, yoksa bazen yaş ve sınıf üzerinden mesafe mi oluşturuyor?

Kadın ve erkeklere yönelik hitap biçimlerinin farklı olması hangi durumlarda kültürel bir nezaket, hangi durumlarda toplumsal cinsiyet normunun devamı olarak görülebilir?

En önemlisi de şu: Bir insana saygı göstermenin en doğru yolu, toplumun onun hakkında yaptığı varsayımlara göre mi hareket etmektir, yoksa kişinin kendisini nasıl tanımladığını dikkate almak mıdır?

Bu sorunun tek bir cevabı olmayabilir. Fakat üzerinde konuşmak bile günlük dilin aslında ne kadar güçlü bir sosyal alan olduğunu göstermeye yetiyor.
 
Üst